| |
|
|
Darıseki
köyü tarihi
|
Darıseki tarihi
Darıseki Tarihi hakkında düşüncelerim
'Bu küçük çalışma bir çıkış yolu aramaktadır, somut verilere dayanmayan
hiçbir şey bilimsel değildir. Bilimi köreltenler utansın'
Darıseki köyünün ne zaman kurulduğunu kesin bilemiyoruz. Bu durumda biraz
söylencelerden yola çıkıyorum, biraz da köyün çevresiyle ilgili tarihi incelemek
ile.
Köyün tarihini saptayabilmek için bakmamız gereken yöreler, Divriği , buna bağlı
olan Hinora( bugünkü adı Madenli köyü), ve Örenik (bugünkü adı Aydoğan köyü) ve
doğal olarak da İmranlı olmalıdır.
Divriğinin tarihi çok eskilere dayanır. Hititlere kadar uzanır. İÖ 550'de
Perslerin egemenliği, İÖ 334'ten sonra bir süre İskender'in işgali altında, İÖ
330'larda Kappadokia Krallığı'nın egemenliği, derken Roma egemenliği altında bir
süre Pontus ve Sasaniler tarafından yönetilir. Bizans döneminde adı Tephrike
olarak geçer. Bir sınır kalesi olanTephrike 9.yüzyıl ortalarında Bizans
imparatorluğunun dinini kabul etmeyen Paulusçular tarafından sığınak olarak
kullanılır. 1080'den sonra Mengücek, Eratna Beyliği , Osmanlı ve bir süre de
Timur işgali, arkasından Memlükler dönemleri geçirir. 1516 yılında kesin olarak
Osmanlı toprağı olur. Osmanlı döneminde Sivas eyalatinin bir sancağı olan
Divriği, Tanzimat'tan sonra önemini yitirir ve Sivasa bağlı bir ilçe olur.
Divrigine bağlı Hinora (bugünkü adı Madenli köyü) köyünün en az 1150-1200
yıllarına uzanan bir tarihi olduğu sanılıyor. Doğu Roma imparatorluğu dönemine
kadar uzanan bir geçmişi olduğu bilinmektedir. Hacı Bektaş-ı Veli halifelerinden
Kara Donlu Can Baba'nın bu yöreye gönderildiği sanılmaktadır. Yörede Alevilik
öğretilerden nasibini alan en erken köylerden biri özelliğini taşır.
Yine Divriğine bağlı Örenik(bugünkü adı Aydoğan köyü), hane sayısı bakımından
çevre köylere göre büyük sayıldığından dolayı uzun süre bucak olarak kalmıştır.
Aşağı yukarı 1000 yıllık bir tarihi vardır. Yer olarak Hinora ile Darıseki
arasında bulunmaktadır.
İmranlı, Sivas'ın kuzeydoğusunda ve 106 km. uzaklıktadır. Komşu ilçe Divriği
İmranlının güneyindedir ve her iki ilçe de doğudan Erzincan il sınırları ile
komşudur. Darıseki köyü bu her iki ilçenin doğudan Erzincan il sınırlarının
buluştuğu bölgede yer almaktadır. İmranlı ilçesine bağlı olan Darıseki köyü
ilçeye 41 km uzaklıktadır. Köy tarihi üç soyadı ile özdeşleşmiştir. Arslan,
Şahin, Üzüm soyadları. Ben burada yanlız bir soyadını konumuz açısından işlemeye
çalışıyorum. Diğer iki soyadlarına bilgim eksikliğinden dolayı, yanlış olmaması
için ele alamıyorum. Darıseki köyü tarihi hakkında da bugüne kadar yazılmış ve
yayınlanmış hiç bir yazıya rastlayamadığım için belki de bu yapmış olduğum fikir
cimnastiği bir ilktir. Bilemiyorum.
İmranlı tarihine baktığımız zaman, İmranlının tarihi geçmişi de Divriği
tarihiyle örtüşmektedir. Tarihi geçmişi Hititlere kadar uzanmaktadır. Divriği
ile farkı, İmranlı ve çevresi, insan topluluklarının yaşamak için pek
seçmedikleri bir yöredir. Sebebi ise buraların aşırı ormanlık alanları olması
özelliğinden gelir.
İmranlının çehresi 93 harbi(rumi takvim, 1293) olarak tarihe geçen 1876-1878
Osmanlı-Rus Savaşları'ndan sonra değişmiştir. Ağırlık olarak bu yörelerde oturan
ermenilerin ve diğer yerli halkın buraları boşaltması ile boşluklar doğudan
göçen türk ve kürtlere yerleşim alanı olmuştur. Bu bölgelere gelen göçler
yoğunluk olarak İmranlı'ya komşu ilçe olan Zara'ya(Koçgiri) fazla yük getirdiği
için devlet bir kısmını özellikle İmranlı'ya yerleştirmiştir. Bu göçlerle
beraber adı Çit sahrası olarak anılan İmranlı, Çit bucağı adını almıştır. Daha
sonra 1948'de ilçe olmuştur.
Burada kısaca Zara(Koçgiri)ilçesinden de bahsetmek gerekiyor. Çünkü tüm yöreyi
etkileyen etkenlerden birisi de bu ilçedir. 1398'de Yıldırım Beyazıd tarafından
Osmanlı topraklarına katılan Zara, 1548'de Kanuni Sultan Süleyman tarafından
Kürt Koçgiri aşireti yöreye yerleştirilmiştir.
Yörenin etnik durumu kürt aşiretleriyle birlikte daha da renklenmiştir. Türkler,
ermeniler, rumlar ve kürtler birlikte yaşamaya başlamışlardır. Zamanla bu
etnisite karması tüm bölgeye yayılmıştır.
Zara 1871'de Sivas Sancağına bağlı bir ilçe(kaza) olmuştur. 93 harbi olarak
bilinen 1876-1878 Osmanlı-Rus harbi tüm yöreyi derinden etkilemiştir. Özellikle
yoğun olan ermeniler buralardan göçmüş, onun yerine Erzurum, Kars yörelerinden
devlet tarafından muhacir tabir edilen göçmenler getirtilerek bu yörelere
yerleştirilmişlerdir. Bu bağlamda özellikle Zara-İmranlı-Divriği üçgeninde çok
kültürlülük biraz kabuk değişikilğine uğramakla birlikte yörede bir zenginlik
olmaya bugün de devam etmektedir.
Bu kısa kısa tarih bilgilerinden sonra Darıseki tarihini çözmeye çalışıyorum.
Eski yazılarla yazılan Osmanlı arşivleri öğrendiğimiz kadarıyla 2000 yılından
itibaren açılmaya başlanmış ve çeviriler yapılıyormuş. Darıseki hakkında bir
bilgi bulunur mu bilinmez. Biz burada çaresiz hem söylencelerden hem de yörenin
tarihinden faydalanmaya çalışarak bir çıkış yolu bulmaya çalışacağız.
Burada iki şeyi vurgulamak gerekiyor. Darıseki köyünün bulunduğu arazinin bir
yerleşim birimi olarak ne zaman kullanılmaya başladığı ve köyün 'Darıseki köyü'
adını ne zaman aldığı. Darıseki köyü adının ne zaman yasallaştığı konusunda bir
bilgim yoktur. Ancak en eskilerimizin bildiği bir şey varsa o da, köyün adının
hiç değişmediği, kurulduğundan beri hep aynı adı taşıdığıdır.
Örenikli(Aydoğan köyü) ünlü ozan Kul Hümmet Üstadım, araştırmalara göre 1740
yıllarında Örencikte(bugünkü Darıseki köyünün olduğu yer) doğmuştur, deniyor.
Eğer bu bilgiden yola çıkarsak Darıseki köyünün topraklarına o zaman Örencik
deniyor olabilir. O tarihlerde yukarıda incelediğimiz gibi Örenik, yöreyle
karşılaştırdığımızda hatırı sayılır büyüklüğe sahip bir köymüş. Belki o zaman
bucak idi. Darıseki toprakları da ya Öreniğe bağlıydı, ya da bugünkü Darıseki
topraklarının bulunduğu yer yerli halk tarafından bu ad ile anılıyordu.
Bilemiyorum, ancak bu durumda soyağacı araştırmama göre Darıseki, yerleşim
birimi olarak bu tarihten biraz daha gerilere uzanıyor.
Babamın babası, yani büyükbabam 1908 doğumlu. Büyükbabamın atalarını sırasıyla
sayayım, Kasım hoca, İbrahim hoca, Kamber, İsmail hoca, Mehmet(urumoğlu).
Öğrenebildiğim bunlar. Yani 1908 doğumlu büyükbabamdan geriye 5 nesil. Bunlardan
İbrahim hoca ve oğlu Kasım hoca, hoca ünvanlarını, özellikle İbrahim hoca
İstanbula gidip Rüştiyeyi okuyup hocalık yapmış olduğundan almışlar. Yani
bugünkü üniversite eğitimi almış ve hocalık yapmış. Oğlu Kasım hoca da
İstanbulda bir zaman bulunmuş ve sonradan köye dönüş yapmış. Eğer yaş
ortalamalarını nesilden nesile geçiş yaşını, ortalama 30-40 yaş ile
hesaplasak(yani baba ile çocukları arasındaki yaş farkı, babanın yaşı değil)
1700 başlarına rahatlıkla ulaşabiliriz. Daha gerisini bilmiyoruz. Verilerimize
göre hareket etmeye çalışıyorum. Yine eskilerimizin ortak anlattıklarına göre
soyumuz şöyle gelişiyor. Beş nesil geriye saydığım ilk Mehmet ile başlıyor,
şöyle:
Anlatım 1. Mehmet, Hinora'dan( Divriği, Madenli
köyü) bir kızla evleniyor ve soyumuz buradan gelişiyor.
Anlatım 2. Mehmet, Hinora'dan, gelip bizden bir
kızla evleniyor, gayri müslümmüş, Mehmet adını alıyor, Aleviliği seçiyor ve
soyumuz buradan gelişiyor.
Her iki anlatımda ortak olan şu ki, ya kız, ya da erkek Hinora'dan. O zamanlar
Darıseki olan yer ya bir çiftlik, ya da bir oturan var idi bu arazide, evlenen
çiftler yaşamlarını burada devam ettiriyorlar.
Bu her iki olaydan hangisi doğruysa artık, bundan sonra bizim soyumuza ünvan
olarak ' urumlar' ya da 'urumoğlu' deniyor. Ve Darıseki'de bir değirmen
kuruluyor, adına da 'urumoğlu değirmeni' deniyor ve hep urumoğulları
çalıştırıyor orayı. Kurulan değirmen de buranın artık yerleşim birimi olarak
kullanıldığını somutlaştırıyor. Anlaşılan çevre yaşayanları bu ünvanı takıyor bu
gelişen yeni soya da.
Burada bizim insanlarımız 'rum' ve 'urum' sözcüğünün farkını anlayamıyor. Onun
için urum deyince rum anlıyorlar. Halbuki bu ünvan kız ya da erkeğin dışarıdan
gelmesi anlamına gelen 'urum', yani bir tür göçmen, yabancı vs anlamına geliyor
bu durumda. Bildiğimiz gibi 'urum' sözcüğü yunancadan gelme, yunanlılar rum
olmayanlara urum derlerdi. Bu sözcüğü anadoludaki rum olmayanlara, yani
kendilerinden olmayanlar için kullanırlardı. Yani yabancı, bizden olmayan vs.
Sonradan bu sözcük zamanla osmanlı diline de yerleşti ve anadoluda yaygınlaştı.
Kısacası Darıseki köyündeki 'üzüm' soyundan gelenler için kullanılan bu ünvan
her ne sebeple olursa olsun sonuç olarak bir taraf, ya kız, ya da erkek, evlenme
yoluyla aleviliği seçmiş oluyor olabilir. Gerçi kesin olan bir sonuç olmadığı
için diğer olasılıklar da göz önünde bulundurulabilir. Örneğin, Hinora tarihini
göz önünde bulundurduğumuzda pekala alevileşmiş bir yerli de olabilir evlenmeden
önce, ya da daha önceden Alevi bir aileden geliyordu., çünkü biliyoruz ki
anadoluda Hacı Bektaşa gönül verip aleviliği seçen ermeniler ve benzeri de çok
var. Ya da türktü ve Aleviydi. Başka bir köyden geldiği için 'urum', yani
yabancı olarak anıldı. Bir olasılık, çünkü bakıyoruz, Hinorada 'Kara Donlu Can
Baba' etkisi güçlü, ve tarihi de epey gerilere dayanıyor. Aslında burada ne
olduğu önemli değil, insan olduğu önemli. Anlatmak istediğim, 'urum' ve 'rum'
sözcüğünün birbirine karıştırıldığı. Rum da, ermeni de, kürt de, türk de
olabilir. 93 harbine gelene kadar bu yöre, din, meshep, tarikat, milliyet
bakımından tam bir 'çok kültürlülük' yaşam biçiminde idi. Her ne kadar bugün de
çok kültürlülük bu yörelerin zenginliği olsa da 93 harbinden sonra biraz kabuk
değiştirerek bugünlere gelmiştir.
Ve bir de bu soyu bildiğimizden beri göçebelik, ya da aşiret yaşantısı izlerine
rastlayamıyoruz. Ya çok önceden toprağa yerleşmiş, ya da göçebelik hiç yaşamamış
olabilirler. Eğer bulgularımızda göçebelik, ya da aşiretlik izi
rastlanabilseydi, en azından göçebe ya da aşiret olan üyeler birden bire duman
olup kaybolmazlardı, mutlaka göçebe ya da aşiret fertlerinden de bugüne bir tür
veriler olabilirdi. Bu durumda Darıseki köyünü yerleşim birimi olarak kullanmaya
başlayan yukarıda anlattığımız her iki olasılıkta da bir yöreye yerleşik halk
arasından soyun geliştiği tezi ortaya çıkıyor. En azından bilebildiğimiz
tarihten başlayarak.
Ekonomik durumu da, hesaplara göre oldukça iyiymiş ki, İstanbulda Rüştiyeyi
okuyan çıkmış o devirde.
Sonuç olarak bu fikir cimnastiği ile Darıseki köyünün, yerleşim birimi olarak
kullanılması aşağı yukarı 1700'lere dayanıyor.
Tüm internet sitelerinde 'Darıseki köyü 1750'lerde Ali adında biri tarafından
kurulduğu sanılıyor' tezi yaptığım soyağacı araştırmalarımla örtüşmüyor. Çünkü
araştırdığım soyağacı sonuçlarına göre ilk Ali adı üçüncü nesile rastlıyor. Köy
adı ne zaman yasallaşmış bilemiyorum, ancak köy, yerleşim birimi olarak ilk
rastlanan 'Ali' adından önce iki nesil daha var, Ali üçüncü nesil oluyor. Zaten
internet sitelerinde dolaşan bu bilginin de nereden çıktığını bilen yok.
Anlaşılan biri birşey söylemiş, o da referans olarak hiç bir temele dayanmadan
her tarafa kopyalama usulü ile yayılmış, nerdeyse resmileşmiş.
Köy diğer yöreler gibi 1950'lerin sonlarından başlayarak dışa göç vermiştir. En
büyük göç İstanbula olmuştur. Küçük bir köy sayılan Darıseki, kökenleri bugün
İstanbul, İzmir, Ankara başta olmak üzere diğer şehirlere, Almanya, İngiltere,
İsveç gibi avrupa ülkelerine, hatta Kanada gibi ülkelere yayılmıştır.
22 kasım 2008
Üzümbaba
Darıseki sitesi adına
Not: daha yeni bilgi ve belge bulabilirsek tarihimiz de daha fazla aydınlığa
ulaşabilir.
www.dariseki.com
Konu ile ilgili görüşler konuk defterinde
bildirilebilir
|
|